Hakkı Öcal - İnternet bitiyor mu?
(Temmuz 2005 - Profilo alışveriş merkezi)
Video & Ses kayıtlarına ve resimlere ulaşmak için tıklayın


BİLİŞİM-ODTÜ 2005 ANKARA FUARI
mutasyon.net etkinliği


Workcube Mutasyon.net'i destekliyor.


Mutasyon.Net bir INETA üyesidir.


Mutasyon.Net SAGUAR'ı destekliyor.


bilişim, müzik, hayat | eski dost düşman olmaz, beni seven pişman olmaz



Bilgi Güç müdür?

12/21/2000

Soru: Çoğumuz bize öğretilen yeni öğretilerinin karmaşasındayız; bunun için sizin de fikrinizi almak isteriz. "Bilgi güçtür!" ile "Bilgi paylaşıldıkça çoğalır!" evet ikisi de kısmen geçerli ancak hangisi daha doğru hangisi daha geçerli?


Cevap: Soruyu şöyle sunabilir miyim? Bilgi güç müdür? Yoksa önüne gelenle paylaşılabilecek kadar değersiz bir şey midir? Bence her ikisidir. Bilgi insana güç verir: yerinde kullanılabilecek bilgi, tıpkı insanın fiziksel-biyolojik ihtiyacını karşılayan bir meta gibidir. Eğer, src= özelliğinin karşısına gerekenleri nasıl yazacağımızı bilmezsek, imkanı yok güzel bir site yapamayız; güzel bir site ise o sırada karşılanması gereken bir ihtiyaç olabilir. Ya da daha ciddi bir örnekle, kesilen bir damarın atardamar mı, toplar damar mı olduğunu anlayamazsak, yaralı kişiye yardımcı olabilir miyiz? Elbette hayır! Bu bilgi, hayat kurtaran bilgidir. Örnekleri arttırarak, bilginin önemini vurgulamamız mümkün. Ama gerekli değil. Yılan sokan bir kişiye ilkyardımın nasıl yapılacağını bilen kişi, herhalde, o sırada bulunabilecek en değerli hazinedir.

Peki, böylesine önemli bir şeyi neden paylaşıyorum? Veya başka bir deyişle, kendi elimle, üç gün sonra bana rakip olabilecek bir kişiye, neden bana karşı kullanması ihtimali bulunan bir silahı veriyorum?

Burada çok derin bir felsefe kuyusunun kapağını açmamız; hatta yaratılıştan, bizi bu dünyaya koyan İrade'nin bizden beklediklerinden söz etmemiz mümkün. Ama bu başka soruları da davet etmek olur. Oysa beni bu kanıya getiren "uhrevi" veya daha açık ifadesiyle "dinsel" zorunluktan söz ederek, tartışmayı başka noktalara çekmek istemiyorum. Ama bilmeniz için söylemiş olayım: Ben bilginin paylaşılmasını, "yaratılmış" olmanın hikmetlerinden biri sayıyorum. Fakat dediğim gibi tartışmayı özünden uzaklaştırmamak için, ilkenin kendisini tartışabilmek için, aynı noktaya son derece dünyevi yollardan da varılabilir.

Etrafınıza bakın! Ciltler dolusu ansiklopediyi dolduran bilgilerin doğada, öylece durduğunu göreceksiniz. Yılanın zehirine karşı panzehir de ortada, açıkta duruyor. Kesilen bir damardan akan kanın renginden şiddetine kadar bir yığın özelliği o damarın atardamar mı, toplardamar mı olduğunu haykırıyor. src= etiketinin yazılışının bir tek doğru yolu var; bunu başarıyla uygulayanların sitelerinde bu bilgi öylece bizim yüzümüze bakıyor. Anlayalım diye.

Başka bir deyişle, sosyal, ekonomik, siyasal, kültürel, hukuksal, cinsel, töresel, maddi, manevi, biyolojik, felsefi her türlü olay, bir kitap gibi, okunmayı bekliyor. Yani isteyen, saf-akıl (pure-ration) yoluyla bu bilgilerin yüzde 99.9'una ulaşabilir. Dağdaki çoban da, Profesör Ahmet Hoca da! Yeter ki, Sokratik bir önder, ona saf-aklın işleyişine ilişkin ilk ivmeyi versin!

Bilginin edinilmesi eğer böylesine amiyane bir çabanın sonucu ise neden ortaya çıkan birikim böylesine değerli oluyor? İki sebeple! Bütün meta'lar gibi, arz'ı sınırlı; ve talep'i sınırsız olduğu için! Kimse günlük işinde kullandığı, kendisine kadar birikmiş olarak gelen bilginin ötesinde bilgi derlemeye çalışmıyor (bu bir insan tabiatı!); ve herkes her an yeni bilgilere ihtiyaç gösteren bir gelişim sürecinin içinde bulunuyor (bu da insan tabiatı!).

Şimdi: böylesine amiyane yollarla elde edilebilen, böylesine edinilmesi kolay olan "insan bilgisi" neden kıskançlık konusu oluyor, belli: arz, az; talep, çok. Arzın az olduğu, talebin çok olduğu ortamda meta'nın değeri artar. Oysa bir saniye önce kabul ettik ki bilgi dediğimiz şeyin kendisinin bir maliyeti yok; sadece onun ekonomik koşulları ona değer veriyor. O halde! Kıskandığımız veya başka surette ağır paha biçtiğimiz bilgiye karşı bizim tutumumuz, bir sebze veya meyve ya da kahve stokçusunun tutumundan farklı mı? Hayır. İkimiz de aynı şeyi yapıyoruz: haksız kazanç elde ediyoruz.

"Haklı-haksız" sakın size başta girmeyeceğim dediğim "uhrevi" ya da "manevi" mecraya tekrar girdiğim izlenimini vermesin. Hak-hukuk, dünyevi kavramlardır. Dinle-diyanetle ilgisi yoktur. Ya da başka bir ifade ile hak ve hukuk, insan icadıdır.

Dünyevi dediğimiz şeylerin ahlaktan, haktan-hukuktan azade olması gerekiyor mu? Sanmam.

Bilgi kıskançlığı, yukarıdaki akıl-yürütme kabul edilecek olursa, en "mundane" (avam) ölçülerle haksız ve adaletten uzak bir tutum ise, lafı orada bırakıp, ve mesela "İşte bilgiler orada kardeşim! Git sen de al! Ben nasıl aldı isem!! Benim sana kendi derlediğim bilgileri vermek gerekmez!" diyemez miyiz? Tamam elimizdeki bilginin özü için para-pul istemeyelim (dikkat: "bilginin özü" dedim parasız olması gereken şey için; o öze ulaşmak için yaptığınız bir masraf varsa, herhalde onun bir bedeli, bir tazmini olsa gerek! Buna kimse bir şey dememeli!) ama neden elimdeki bilgiyi paylaşmak veya adeta başkasına zorla vermek zorundayım?

Şundan: Bir toplumun ortalamaları vardır. Ortalama müzik zevki, örneğin. Hepimizin mümkün olsa da müzik zevklerimizin endeksini toplayıp, 80 milyona bölsek, ortaya çıkacak şeye, bizim toplumun ortalama müzik zevki denir. Ya da ortalama dindarlık oranı! Herkesin ibadetini/imanını matematik endekslere bağlayabilsek ve ortalamasını alsak, işte size bizim toplumun ortalama dindarlık ölçüsü. (Bu örnek size o kadar afaki görünmesin; Birleşmiş Milletler'in 1952'de Amerikalı bilim adamlarına yaptırdığı gelişmekte olan ülkelerde dindarlık [religosity] endeksi araştırması vardı!)

Şimdi, gelişmekte olan ülkemizde (veya benzeri bir başka ülkede) ortalama Web Tasarım bilgisi var mıdır, bu yaklaşıma göre? Vardır. Peki; aynı mantıkla, depremde alınacak önlemler konusundaki ortalama bilgi düzeyimizin sürekli yukarı gitmesini istiyor muyuz? İstiyoruz. Acil durumlarda müdahale konusundaki ortalama bilgimiz artsın diye çaba gösteriyor muyuz? Evet.

Internet'te iletişim, ya da bilgi-iletişim (=bilişim) ve bilginin analizi, kullanılır hale getirilmesi teknolojileri, iddia edip durduğumuz gibi geleceğin iletişim biçimi ise, bu ne anlama gelir? "Gelecekte bir toplumun üyeleri, gazete-dergi-radyo-televizyon-telefon ile değil, Internet ile haberleşecekler; fikir edinme ve fikir açıklama özgürlüklerini bu araçla icra edecekler," anlamına gelir mi? Evet. Aynen bu anlama gelir. Yarın, bugünkü derginin, gazetenin, kitabın, radyonun, televizyonun, telefonun, mektubun, faksın yerini Internet-tabanlı iletişim araçları/cihazları alacak.

Bunda benim hiç şüphem yok. Milyonlarca diğer kişi gibi düşünüyorum ben de. Geleceğin iletişim teknolojisi, bugünkü Bilişim Teknoloji üzerine kurulacaktır. Toplum olarak, bizim ortalama BT bilgisi düzeyimiz nedir? Çok düşüktür. Bu bilgileri edinmek kolay mıdır? Hayır. Çünkü işin içinde iki aşama var:

Bilgisayar teknolojileri ve bunun üzerine bina edilen iletişim teknolojileri. Burada iletişim kuramının (communications theory) ayrıntılarına girmek istemem; ama kastettiğini kastettiği gibi söylemenin ve bunu karşıya, hedefe iletmenin ilmi vardır; ve bu ilimi edinmek ortalama dört yıllık bir yüksek eğitim gerektiriyor. Klasik iletişim araçları ile iletişimde hepimizin bu bilgilere sahip olması gerekmiyordu; çünkü klasik iletişim araçları nerede ise ilk icad edildikleri günden bu yana çok ama çok ağır sermaye yatırımları gerektiren, ve dolayısıyla ilk icad edildikleri günden beri tekelleşmiş sanayiler halinde gelişmiştir. Bu sanayilerin sahipleri, istedikleri anda istedikleri gibi uzman emek gücü bulabiliyorlardı. Oysa geleceğin iletişim teknolojisi Internet (veya daha teknik ifadesiyle, IP-tabanlı iletişim) hiç böyle bir sabit sermaye yatırımı gerektirmiyor. Yani insanoğlu, formel ve kolektif iletişime başladığından bu yana ilk kez, gerçekten herkese açık, herkesin katılabildiği, tam demokratik, özgür, serbest ve bedava iletişim yapma imkanına sahip oluyor.

Biz toplum olarak bu teknolojileri kullanmakta ortalama bilgi olarak neredeyiz? Nerede olmalıyız?

Eğer bilgilerimizi paylaşarak çoğaltmazsak, oraya varabilir miyiz?

Özür dilerim; lafı çok uzattım. Ama bir insan, iletişimci olarak meslek yaşamının son döneminde hayatını adadığı ilkenin sorgulanması karşısında kendisini tutamıyor.

Bilgi paylaşıldıkça çoğalır. Çoğalan bilgi, ona sahip olanların gücünü arttırır. Eğer bilgi toplumsal (yani ekonomik, siyasi, kültürel) üstünlük kurma aracı ise, paylaşılması onun bunu sağlamasına engel olmaz ki! Tersine, ortalama bilgi düzeyi arttıkça, ortalamanın üzerindeki bilgi sahibi kişilerin sayısı azalacaktır. (Buna sosyolojide Bell Curve olayı deriz.) Bunun sonucu ortalamanın üzerindeki bilgi sahiplerinin "sosyal değerinin" artmasıdır; yani eğer mesele bu ise, güçlerinin ve parasal getirilerinin yükselmesidir.

Siz bildiğinizi bana öğrettiğinize göre, yarın, benim yerimi alacak kişi ve kuşakların ikimizin bilgisinden daha çok bilmeleri, öğrenmeleri gerekir. Bilgi öyle bir meta ki sahip olmanın net sonucu, daha fazlasına ulaşmak olur. Tıpkı paranın parayı çektiği gibi, bilgi bilgi üretir.

Sorunuz için sonsuz teşekkürler. Bu konuyu bir seminerde ele almaya çalışmıştım; ve bütün umudum seminerin banda alınıyor olmasıydı. Meğer alınmıyormuş. Şimdi bana düşündüklerimi toparlama fırsatı verdiniz. En azından sizin ve arzu eden herkesin eleştirebileceği bir dizi argüman var ortada. Bu naçiz satırlarımı okuduktan sonra sizi ikna edip edemediğimi bana bildirirseniz çok sevineceğim.


Tüm Mutasyon Makale yazıları

En popüler 7 Mutasyon Makale yazısı


mutasyon.net DERSLER MAKALELER KİTAPLAR SORU - CEVAP HAKKI ÖCAL KÖŞESİ ARAMA
NECİP FAZIL HABERLER DOWNLOAD ZİYARETÇİ DEFTERİ YAZARLAR BASINDA BİZ
BİZE KATILIN GİZLİLİK ŞARTLARI MİSYONUMUZ ÜYELİK
mutasyon.net Workcube sunucularını tercih ediyor.